Acı bir ders

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Osmanlı tarihinde ciğerimizi yakan bir savaş var. Kırımlı Giray Han’ın yaptığı ihanet yüzünden, Allahü teâlâ, Kırımlıyı süründürmüş, vatansız yapmıştır. Bunun sebebi şudur: Osmanlı ordusu, her hazırlığını yapar, güvendikleri Giray Han’a, (Polonya’ya karşı şu geçidi sen tut!) derler.

Çok geçmez, Polonya ordusu, papazlarıyla beraber yola çıkar. Yol üstünde Giray Han olduğu için geçmeleri mümkün değildir. Üstelik Viyana kuşatmasında, herkes evini barkını bırakıp kaçar, sadece birkaç evden duman tüter. Teslim olmak üzereler. Giray Han, (Geç Polonyalı geç! Osmanlının burnu yere sürtülsün) der. Kapıları açarak, Polonya askerlerinin girmesine izin verir. Böylece Osmanlı arkadan vurulmuş olur. İşte Viyana kuşatmamız bu şekilde neticelenir ve on binlerce şehid verilir.

Elinde imkânı olanın, (Kaybederse kaybetsin, boş ver, burnu yere sürtülsün!) dememesi gerekir. Öyle Müslümanlar da var ki, hak geçer korkusuyla, çalıştığı yerde telefonunu, kâğıdını, kalemini ayırır. İşte, hizmetler ancak böyle büyür. Dine hizmette kimse kimseyle rekabet hâlinde olmaz. Mesele bu bayrağı biraz daha ileriye götürmektir. Bu yüzden, bu acı olay, hepimize büyük bir ders olmalı. Bir arkadaş, diğerinin aleyhinde konuşursa, ona çelme takarsa, bu doğrudan o kurumun hizmetine fatura edilir. Çünkü kaybolan her kuruş, o hizmete iştirak eden herkesin parasıdır.

Canımızla, malımızla, her şeyimizle hayatımızı bu noktaya vermeli. İnsanların dünya ve âhiret saadetine kavuşmaları için uğraşmalı. Allahü teâlâ, acı neticelere düşürmesin! Çünkü tarih boyunca görülmüştür ki, tepe noktadayken düşmeler olur. Neden? Önce, işin başındaki kişi, hizmet davasını unutur, zevke sefaya dalar ve çöküş başlar. Yani, idealinden vazgeçip dünyaya döner. Artık hedefini bitirir. Hâlbuki dinde hedef bitmez. İmam-ı Rabbani hazretleri, (Bir derya verseler, ikinci deryayı talep edin! Bu bana yeter, ben hedefe vardım demeyin!) buyuruyor. (Ben hedefe ulaştım) denilirse, idam fermanı imzalanmış, iş bitmiş olur. Dolayısıyla, müminin hedefi ancak öldüğü zaman biter. Ölünceye kadar, Allah ona hizmet imkânı verir. Öldükten sonra da ektiğini biçer.

Dünyada hizmette hedef bitmez. Ölünceye kadar, azimle daha büyük deryalar elde etmeye, daha uzak yerlere ulaşmaya, dünyayı küçük görmeye çalışmalı. Nerede Müslüman varsa, orada dine hizmet olmalı.

Günün Sohbeti kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Arkadaşın dini

Sual: (Kişinin dini arkadaşının dini gibi olur. Öyle ise, kiminle arkadaşlık yaptığınıza dikkat edin!) hadisi bana ters geldi. Biz bir ateistle veya bir Yahudi ile arkadaşlık ediyorsak, biz de onun gibi mi oluruz? Yahut o bizim gibi mi olur? O kendi dininde, biz kendi dinimizde kalamaz mıyız?
CEVAP
Arkadaş, dini ve maksadı aynı olan ve Allah rızası için sevilen kimse demektir. Yediği içtiği ondan ayrı gitmez. Onun için malını, hattâ canını feda eder. Yoksa iş veya mesai arkadaşı yahut iş ortağı demek değildir. İyi, kötüyü, mümin, kâfiri sevemez. İyi ile kötü, ateşle su veya ateşle barut arkadaş olamaz. Biri diğerine zarar verir. Ateş barutu yakar, su da ateşi söndürür. Hristiyan’la Müslüman da arkadaş olursa, biri dininden olabilir. Ya Müslüman dinden çıkar veya Hristiyan Müslüman olur.

Müslüman biri, bir dinsizi veya başka gayrimüslimi kesinlikle sevemez. Sevebiliyorsa ya imanı çok zayıftır veya o da dinsizdir. Herkes, sevdiği kimselerle arkadaş olur. Bir Müslüman, bir dinsizin dinsizliğini sevse, Müslümanlıktan çıkar. Dinimizde hubb-i fillah ve buğd-i fillah vardır. Yani sevmek de, sevmemek de Allah için olmalı. Müslüman, Allah düşmanlarına düşman, Allah dostlarına dost olur. Bir dinsiz, iş arkadaşımız olabilir, yol arkadaşımız olabilir, ama can dostumuz olamaz. Sitemizde, şu linkte geniş bilgi var:
Hubb-i fillah ve buğd-i fillah

Günün Sohbeti kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Adam olmak istersen

Doğruluk olsun işin!
Adam olmak istersen.
Günahını çok düşün!
Adam olmak istersen.

Büyük sözünü işit!
Onların yolundan git!
Denmeli sana yiğit,
Adam olmak istersen.

Beyaza deme kara!
Cahillik eder yara,
Doğru kitabı ara!
Adam olmak istersen.

Boş işlere alışma!
Sağda solda dolaşma!
Ona buna dalaşma!
Adam olmak istersen.

Kazanca haram katma!
Sakın söz alıp satma!
Gaflet içinde yatma!
Adam olmak istersen.

Hak söze inat etme!
Darılma, hiç kin gütme!
Sapık peşinden gitme!
Adam olmak istersen.

Dostlarda kusur görme!
Kimseye kara sürme!
Dininden taviz verme!
Adam olmak istersen.

Oynama hiç dininle!
Belâ gelir elinle,
Sen Şeyh Vefa‘yı dinle!
Adam olmak istersen.

Dini şiirler ve ilahi sözleri kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Kâinatın idaresi

Sual: Allahü teâlâ, kâinatın idaresini kutup denilen kimselere nasıl bırakır?
CEVAP
(Nasıl bırakır) sözü çok yanlıştır, sanki kendisi hiç karışmıyor gibi anlaşılır. Her şeyin yaratıcısı Allahü teâlâdır. Bütün işleri idare eden Odur. Her işi sebeplerle yaratmak âdetidir. Dilerse, mucize ve kerametlerde olduğu gibi sebepsiz de yaratır.

Ol demekle her şey olduğu hâlde, (Niye böyle sebeplerle yaratıyor?) demeye kimsenin hakkı yoktur. Birkaç örnek verelim:

Naziat suresinin, (İşleri tedbir eden, yöneten melekler…) mealindeki beşinci âyeti açıklanırken şu hadis-i şerif bildiriliyor:
(Dünya işlerini dört melek idare eder: Cebrail, Mikail, İsrafil ve ölüm meleği Azrail.) [Kurtubi]

Dört büyük meleğin vazifeleri şöyledir:
1- Cebrail aleyhisselamın vazifesi, Peygamberlere vahiy getirmek, emir ve yasakları bildirmektir. Dileseydi, Cebrail aleyhisselama bildirdiği gibi peygamberlerine de direkt bildirirdi. Cebrail aleyhisselamı bu işle vazifelendirmiştir. Niye böyle yaptığını bilemeyiz.

2- İsrafil aleyhisselam Sur’a iki defa üfürecektir. Birincisinde, Allahü teâlâdan başka her diri ölecektir. İkincisinde, hepsi tekrar dirilecektir. Bu işi de Cebrail aleyhisselama verebilirdi yahut hiç kimseye vermez, Ol demekle olurdu.

3- Mikail aleyhisselama, yağmur, kar, rüzgâr gibi hava olayları, ekonomik nizamı, yani ucuzluk, pahalılık, kıtlık, bolluk yapmak, ferahlık ve huzur getirmek ve her maddeyi hareket ettirmek vazifesini vermiştir. Bunu da Cebrail aleyhisselama verir yahut hiç kimseye vermez, Ol demekle bu işler rahatça olurdu.

4- Azrail aleyhisselamı insanların ruhunu almakla vazifelendirmiştir. Eceli gelenleri öldüren Allah’tır, ama bu işi Azrail aleyhisselam yapıyor. Çocukları yaratan da O. Ama ana babayı sebep kılıyor. Ana babasız da yaratırdı elbette.

Kâinatı da idare eden Allahü teâlâdır. Yukarıda açıklandığı gibi bir kısmını melekler vasıtasıyla yapıyor. Kutup denilen evliya zatlara da görev vererek sebeplerle idare ediyor.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Kutb-i irşad, kayyum-i âlemdir. Herkese rüşd ve iman, bunun vasıtasıyla gelir. (3/3)

Kutb-i ebdal yani kutb-i medar âlemde, dünyada her şeyin var olması ve varlıkta durabilmesi için feyz gelmesine vasıta olur. Kutb-i irşad ise, âlemin irşadı ve hidayeti için feyzlerin gelmesine vasıta olur. Her şeyin yaratılması, rızıkların gönderilmesi, dertlerin, belaların giderilmesi, hastaların iyi olması, bedenlerin afiyette olması, kutb-i ebdalin feyzleriyle olur. İman sahibi olmak, hidayete kavuşmak, ibadet yapabilmek, günahlara tevbe etmek ise, kutb-i irşadın feyzleriyle olur. Her zamanda, her asırda kutb-i ebdalin bulunması lazımdır. Hiçbir zaman, bunsuz olamaz, çünkü âlem bununla nizam bulur. (Mearif-i ledünniyye)

Süper sapık bir mezhepsiz, âyet-i kerimeleri anlayamadığı için bunu kabul edemiyor. (Allah idareyi kimseye vermez) diyor. Süper mezhepsiz, aşağıdaki iki âyet-i kerimeyi ileri sürerek Azrail aleyhisselamın canları almadığını söylüyor:
(Dirilten ve öldüren yalnız Odur.) [Yunus 56]
(Ölüm zamanında insanı, Allah öldürüyor.) [Zümer 42]
Peki, şu iki âyet-i kerimeyi inkâr mı ediyor:
(Öldürmek için vekil yapılmış olan melek sizi öldürüyor.) [Secde 11]
(Âdem aleyhisselamın oğlu, kardeşini öldürdü.) [Maide 30]

Demek ki, öldüren ve dirilten Allahü teâlâ olduğu hâlde, bu işleri sebeplerle, vekillerle yapıyor.

Kutb-i irşada da hidayete vesile olma yetkisini vermesi böyledir.

Günün Sohbeti kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Olmasaydı ölmezdi

Sual: Herhangi bir sebeple ölen bir kimse için, (O sebep olmasaydı ölmezdi) mesela, (Trafiğe çıkmasaydı veya deprem olmasaydı yahut bomba patlamasaydı ölmezdi) diyenler olduğu gibi, (Trafiğe çıkmasa da, deprem olmasa da, bomba patlamasa da, o kişi mutlaka başka bir sebeple ölecekti) diyenler oluyor. Bunların hangisi doğrudur?
CEVAP
Her ikisi de yanlıştır. Ölen veya öldürülen kimsenin, ne maksatla ve nasıl öleceğini veya öldürüleceğini Allahü teâlâ ezeli ilmiyle bildiği için, kaderini o şekilde yaratmıştır. Bu, değişikliğe uğramaz. O kişi için (Ölmezdi) veya (Başka sebeple ölürdü) demek yanlış olur. O iş olmuş, bitmiştir. (Şöyle olsaydı ölmezdi) denmez.

Bir de, (Allah öyle yazdığı için öldü veya öldürüldü) diyerek suçu Allah’a yüklemek de yanlış olur. Allahü teâlâ, neler olacağını, nasıl öleceğini bildiği için, olacak şeyi onun kaderine yazmıştır. Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri, (Kader, Allahü teâlânın ezeli ilmiyle bilmesidir, zorla yaptırması demek değildir) buyuruyor. Kimin trafik kazasında, kimin depremde, kimin bomba patlamasıyla, kimlerin ise kalb krizinden veya başka bir sebeple öleceği ezelde yazılmıştır, o iş mutlaka meydana gelecektir. (Şöyle olsaydı meydana gelmezdi) demek yanlış olur.

Oturarak giymek
Sual: Pantolon gibi çorabı da oturarak mı giymek gerekir?

CEVAP
Evet, daha uygun olur. Çorabı oturarak giymek rahat olur. Ayakta giyilirse düşme tehlikesi vardır. Oturma durumu yoksa, duvara falan dayanarak giymeli. Çorabı giyerken ayaklar kıbleye gelmeyecek şekilde oturmalı. Mesela arkamızı kıbleye doğru çevirerek oturursak, ayaklarımız kıbleye gelmemiş olur. Yan durulursa ayağın biri kıbleye gelebilir. Ayak kıbleye gelirse mekruh olur.

Haram ve israf
Sual: İçki ve genelev gibi haram bir şeye para verilirse, ayrıca israf da olur mu?
CEVAP
Evet, israf da olur. İsraf ise haramdır. (Hadika)

Günün Sohbeti kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Namazı boykot

Sual: Bir arkadaşa, niçin namaz kılmadığını sordum. (Hazret-i Ali camide namaz kılarken öldürüldüğü için, biz camiyi de namazı da boykot ettik) dedi. Bu boykotta bir mantık var mıdır?
CEVAP
Hazret-i Ali, evinde su içerken şehit edilseydi, eve girmeyecek ve su içmeyecek miydik? Nitekim mübarek oğlu Hazret-i Hasan evinde yemek yiyip su içerken, yemeğine zehir konarak şehit edilmiştir. Burada evin, yemeğin ve suyun suçu nedir? Ev, yemek ve su boykot edilir mi? Cami ve namazı boykot etmenin bundan farkı nedir?

Kur’an-ı kerimde namaz bütün Müslümanlara emredildiği için Hazret-i Ali de, çocukları da namaz kılmıştır. Ehl-i beytten ve 12 imamdan, hiç namazı boykot eden var mıdır? Onun soyundan gelen seyyidlerden ve şeriflerden, namazı boykot eden var mıdır? Boykot edilmesi gerekseydi, önce, kendi çocukları ve torunları boykot ederdi. Hazret-i Ali’yi sevenin, onun sevdiği camiyi, namazı, orucu ve dinimizin diğer emirlerini sevmesi ve Hazret-i Fâtıma gibi örtünmesi lazımdır. Seven insan, sevdiğinin yolunda gider. Hazret-i Ali’nin severek yaptığı şeyleri yapmamak, onu sevmek midir, yoksa ona düşmanlık mıdır?

İbadet yerine para
Sual: (Namaz, oruç gibi bazı ibadetleri yapmayıp yerine fakire para verilmesi, mesela kurban kesmeyip yerine depremzedelere yardım yapılması daha uygun olur) diyenler çıkıyor. Parası olanlar ibadet etmeyip parayla işini yürütür, fakirin hâli ne olacak?

CEVAP
İbadet yerine para vermek, dini içten yıkmak isteyen reformcuların görüşüdür. Bin koçun parası bir fakire verilse, vacib bir kurbanın sevabına kavuşulamadığı gibi, borçtan kurtulamayız; üstelik dinimizin emrini beğenmeyip değiştirdiğimiz için suçlu duruma da düşeriz. Aklımıza uygun gelmese de, dinimizin emrine uymamız gerekir.

İddet beklemek
Sual: Almanya’da yaşayan bir kimse, üç beş yıldır yanına gitmediği Türkiye’deki yaşlı hanımını boşasa veya kendisi ölse, hayızdan kesilen bu kadının, hamile olma durumu olmadığına göre, yine iddet beklemesi gerekir mi?
CEVAP
Evet, yine gerekir. İddet beklemenin yaşla ve hamile olmamakla ilgisi yoktur. Dinimizin emri öyledir. Dinî emirleri mantığımıza vurmak çok yanlıştır. Çünkü bizim mantığımıza uygun gelmeyen şeyler olabilir. Mantığımıza uygun gelmedi diye o emri beğenmezsek, dinimizi beğenmemiş oluruz. Bu da küfür olur.

İddet müddeti, Hanefî ve Hanbelî’de, ilk temizlik başından, üçüncü hayzın sonuna kadar olan zamandır. Şâfiî ve Mâlikî’de, üç temizlik geçinceye kadardır. Hayz görmeyen kadın, talak için üç ay, ölüm için dört ay on gün iddet bekler. (S. Ebediyye)

Günün Sohbeti kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Namazı vaktinde kılmak

Sual: S. Ebediyye’de, (Vaktin içinde olduğunu bilerek, vaktin farzı diyerek başladığı namazı kılarken, vakit çıksa ve çıktığını bilmese, sahih olmaz. Bu günün farzı deseydi, sahih olup kaza olurdu) deniyor. Kitabın namaz vakitleri kısmında ise, (Vakit çıkmadan, Hanefi’de iftitah tekbiri alınca, Mâlikî’de ve Şâfiî’de ise, bir rekât kılınca, namazı vaktinde kılmış olur) deniyor. İftitah tekbiri alınca namaz sahih olduğuna göre, vakit çıkınca niye namaz sahih olmuyor? Bugünün farzı ile vaktin farzı demek arasında ne fark vardır?
CEVAP
Vaktin farzı denince, sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı vaktinde kılınan farzlar kast ediliyor, bugünün farzı denince de, gün içinde kılınması gereken farz anlaşılıyor. Mesela öğlenin farzını, öğle vaktinde kılmak gerekir. Öğle vaktinden çıkınca, ifa edilmesi gereken günün farzı oluyor. Günün farzı, ikindi vakti girince kılınırsa kaza edilmiş olur. Vaktin farzı demekle günün farzı demek bu bakımdan önemlidir. Günün farzı denirse, vakti içinde kılınırsa eda olur, vakit çıkmışsa kaza olur.

Birinci ifadede, vaktin çıktığını bilmediği için namaz sahih olmuyor. Çünkü namazın şartlarından birisi de, eda olması için, vaktinde kıldığını bilmektir. İkincisinde ise, vaktin çıktığını biliyor. Yani Allahü ekber dedikten sonra vaktin çıkacağını biliyor. Bilince, vakit çıkmadan iftitah tekbiri aldığı için namazı sahih oluyor.

Vaktin çıkmasına çok az kaldığını bilerek, (Bugünün öğle namazını eda etmeye) diye niyet eden kimse, vakit çıkmışsa, öğleyi kaza etmiş olur. Eğer öğle vakti çıkmadığı hâlde, çıktı sanarak, (Bugünkü öğleyi kaza etmeye) diye niyet ederek kılsa, vakit çıkmadığı anlaşılınca, öğleyi eda etmiş olur. Her ikisinde de aynı namaza niyet etmiş, yalnız vaktin çıkmasında yanılmıştır.

Fakat geçmiş öğle namazını kaza etmeye diye niyet ederek kıldığı namaz, o günün öğle namazının yerine geçmez. Çünkü bugünün namazına diye niyet etmemiştir. Böylece, eda niyeti ile kılınan öğle namazı geçmişte kılınmamış bir öğle namazının yerine geçmez.

Bunun gibi, bir kimse, hazır olan imam için Ali hocaya uymaya niyet etse, imam başka birisiyse, mesela Veli hocaysa, Veli hocayla kıldığı namaz sahih olmaz. Onun için hocanın ismini söylemeyip uydum hazır olan imama demelidir.

Bir kimse, yıllarca, öğleyi vaktinden önce kılmış olsa ve hepsine (Üzerime farz olan öğleyi kılmaya) diye niyet etse, o günkü öğleyi düşünmese, her gün bir evvelki öğleyi kaza etmiş olur. Yalnız son öğleyi ayrıca kaza etmesi lazım olur. (Bugünkü öğle namazına) diye niyet etse, eda dese de, demese de, her gün o günkü öğleyi eda etmiş olup, vaktinden önce oldukları için, hiçbiri öğlenin farzı olmaz, nafile olur. Hepsini kaza etmesi lazım olur. Görülüyor ki, namazların vakitlerini bilmek gerektiği gibi, vaktin içinde kılmış olduğunu da bilmek gerekir.

Günün Sohbeti kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Defle zikir çekmek

Sual: Zikretmek için Avrupa’dan def istediler. Defin zilli olup olmaması fark eder mi?
CEVAP
Zilli olup olmaması fark etmez. Defle veya ney gibi başka çalgı aletiyle zikir çekilmez, ilahi söylenmez. Çünkü zikir de, ilahi de ibadettir. İbadete çalgı karıştırılmaz. Tasavvuf müziğinin dinde yeri yoktur. Resulullah efendimizin geldiği bir evde, küçük zenci kızları [cariyeler] def çalıp şarkı söylüyorlardı. Şarkıyı bırakıp, Resulullah’ı övmeye başladılar. Resulullah efendimiz, (Onu [yani beni övmeyi] bırakın, oyun arasında beni övmeyin! Beni övmek [ilahi söylemek] ibadettir. Eğlence, oyun arasında ibadet caiz değildir) buyurdu. (K. Saadet)

Resulullah efendimiz, Rübeyyi binti Muavviz’in düğününde, def çalarak Bedir savaşıyla ilgili kahramanlık türküleri söyleyen iki küçük kızı dinlemiştir. Bu esnada şarkı söyleyenlerden birisinin, (Aranızda, yarın ne olacağını bilen bir Peygamber var) demesi üzerine, Resulullah Efendimiz, (Bırak o sözü, önceki söylediklerine devam et, gaybı ancak Allah bilir) buyurmuştur. (İbni Mace)

(Beni övmeyi bırak, önceki sözlerine devam et!) buyurması haram işleyerek ibadet yapılamayacağını göstermektedir. Bunun küfür olduğu bildirilmiştir.

Kadınların düğünde kendi aralarında def çalıp oynamaları caizdir. (Redd-ül-muhtar)

İmam-ı Münavî hazretleri, (Mescitlerde def çalınmaz, yalnız nikâh yapılır) buyuruyor. (Hadika)

Bazı tarikatçıların yaptıkları gibi, dönmek, dümbelek, ney, saz çalmak haramdır. (Tahtavi şerhi)

Musikiden hâsıl olan şehvet lezzetlerini, ibadetten lezzet hâsıl oldu, feyiz geldi sanan kimse, sapıktır, Deccal’ın askeridir. Kur’an-ı kerimi, zikri ve duayı teganniyle okuyanları dinlememek gerekir. Tatarhaniyye fetva kitabında, (Bunları teganniyle okumak sözbirliğiyle haramdır) buyuruluyor. (Birgivi vasiyetnamesi şerhi)

Hazret-i Ebu Bekir, def için (Şeytanın düdüğüdür) buyurmuştur. (Buhari, Müslim)

Ney denilen çalgıyla veya başka çalgılarla Kur’an, salevat, ezan ve ilahi okumak ve böyle zikir yapmak da bidattir, büyük günahtır. Bazı bidatler, küfre sebep olur. (M. Nasihat)

Şu hâlde defle veya başka çalgılarla ilahi söylemek ve zikretmekten çok sakınmalı. İbadete, bir çalgı aleti olan defin zillisini de, zilsizini de karıştırmamalıdır.

Sadaka adamak
Sual:
Bir kimse 100 lira sadaka adasa, bunu zekât vermesi gereken maldan mı vermesi gerekir?

CEVAP
Evet, zekât malından vermek gerekir. Ticaret malı yoksa, altın verir. Başka maldan veremez. (İhtiyar – İslam Ahlakı)

Günün Sohbeti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Yolumuzu Aydınlatanlar | Ebu Said Faruki Hazretleri | TGRT

Videolar kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Güzel bid’at olmaz

Sual: Bu millet niye çeşitli sapık gruplara bölünmüştür?
CEVAP
Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Kıyamete yakın ilim azalır, cehalet artar.) [İbni Mace]

Demek ki, asr-ı saadetten uzaklaştıkça ilim azalacak, cehalet çoğalacaktır. Cahillik çoğalınca da, sapıklar türeyecek, halkı sapıtmaya çalışacaklardır. Sünneti bid’at gibi gösterecekler, bid’atleri de sünnetmiş gibi cilalayıp halka sunacaklardır. Yani hakkı bâtıl olarak gösterecekler, bâtılları hak olarak sunacaklardır. Böyle yapılınca da, o milletin sapıtması kaçınılmaz olur. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Hidayete kavuşan hiçbir topluluk, hakkı bâtıl, bâtılı hak göstermeye çalışmadıkça, dalâlete düşmez, yani sapıtmaz.) [Tirmizi]

Onun için sünneti ve bid’ati iyi bilmeli. Yaptıkları sapıklıklara, kılıf bulmak için, (Güzel bid’at) diyenlere karşı uyanık olmalı. İbadetlerde değişiklik olmaz, ibadeti daha güzel hâle getiremeyiz. Bu şu demektir: (Allah bu ibadeti eksik emretmiş, doğrusu böyle olur) anlamına gelir. İbadette güzel bid’at olmaz. İmam-ı Rabbani hazretleri bunu Mektubat‘ında güzel açıklıyor. Allah ve Resulü iyi bilememiş de, biz mi daha iyisini bileceğiz? Değişiklik yapmaya ne hakkımız vardır? Âdetlerde güzel bid’at olur, bunun mahzuru olmaz. İbadette güzel bid’at olmaz. Teknolojideki yenilikler âdetler içindir, teknolojinin ilerlemesiyle ibadetlerde değişiklik olmaz. Mesela namaz kılıp bunu videoya alıp, namaz vakti gelince bunu seyretmekle namaz kılınmış olmaz. Kasete alınan Yasin-i şerifi kabre götürüp çalmakla, ölüye Yasin okunmuş olmaz. İbadete sokulan bütün aletler bid’attır. Peygamber efendimiz, (Her bid’at sapıklıktır) buyuruyor. (Müslim)

Daha iyi olur sanmamalı, her çeşit değişiklikten çok sakınmalı.

Günün Sohbeti kategorisine gönderildi | Yorum bırakın